AABF Dede/Ana Egitim Semineri Makale - Gani Pekşen
CEM GELENEĞİ
Gani Pekşen
İnsanlar belli bir kültür çerçevesi içerisinde doğar ve yaşarlar. Bu yaşayış biçimlerini belirleyen, şekillendiren etkenlerin başında da o insanların inanç biçimleri gelir. Alevilik bir yaşam biçimidir. Bu yaşam biçimini oluşturan kültürel değerler ve birikimlerdir. Edebiyat, müzik bu kültürel birikimin başında gelmektedir. Kültürel birikimlerin yaşandığı yerler ise meclis sohbetleri ve toplantılarıdır. Bu toplantılar ise cemlerdir. Cem; insanların gönül birliği ile bir arada olduğu toplantılardır. Ariflerin gönlüne girmek, sohbete dahil olmak ilahi sarhoşluğu yaşamak, nefsin kötülüğünden arınıp, ilahi zevke, muhabbete dalmak, gönüllere girmektir. Gönüllere girebilmek içinde kendisini bilmesi gerekmektedir. Kendisini bilmenin sırrı da ölmeden önce ölmektir. Ölmeden önce ölen doğar.
İnsanın kendisini tanıması, kirliliğinden arınıp, kendi hakikatini bilmesi gerekmektedir. Cahillikten ulviliğe giden yol ilimdir, irfandır, ilahi zevktir, aşktır, muhabbettir. Bu muhabbetler cemlerde gerçekleşir. Zaaflıktan, benlikten kurtulup saflaşmaktır. Yani delilikten kurtulup, Veliliğe, hakka ulaşmak, hak ile nesneye kavuşmaktır.
Cem teriminin kökeni incelendiğinde toplanmak, bir arada olmak anlamını taşımaktadır. “Kapıdan içeri giren her can, kadın olsun erkek olsun birdir. Dışarıda toplumsal ünvanı ne olursa olsun her kişi cem erenleri meclisinde eşittir”. Yılın belli dönemlerinde, özellikle tarım ve hayvancılıkla yaşamını sağlayan insanlar; işlerinin olmadığı zaman diliminde bir araya gelerek cem törenlerini gerçekleştirirler. Bu zaman dilimi genellikle sonbahar ile kış aylarıdır. Bu dönemlerde yıllık görünme dediğimiz büyük cemleri yaparlar. Perşembe akşamı da bir araya gelerek (Halk arasında Cuma gecesi derler) sohbet cemlerini gerçekleştirirler.
“Genel olarak üretim zamanları dışında, belli bir düzen içerisinde gerçekleştirilen Alevi-Bektaşi cem törenleri, belli bir geleneksel çizgi ve tören ilişkileri çerçevesinde bir çeşit “toplumsal yaşamı düzenleme ve denetleme alanı” algılanabilir. Cem törenlerinde, bütünün onayıyla ortaya konulan kural, belirlenen konum ve çizilen çerçeve belirleyicidir ve kesin uyumu gerektirir. Bu yapı, insanlar arasındaki konum farklılığının ötesine geçerek bir çeşit konumsal eşitlik sağlar”. Alevi-Bektaşi cemlerinde en önemli esas 12 hizmetin yürütülmesidir. Burada yürütülen 12 hizmet simgeseldir. Bu simgeler birer işarettir. İşaretler ancak samimiyetle yol alındığında, yol sürekliliğinin hakikatlerine götürür.
Anadolu’da hemen hemen birçok ilde ve bu illere bağlı ilçe, köylerde Aleviler yaşamaktadır. Bulundukları yerlerin geleneksel yapılarına göre giyim-kuşam, melodi, çalım özelliklerini cemlerinde de bulmak mümkündür.
Zâkir-Âşık
Cemin yönetimi dede’nindir. Bütün uygulamayı yöneten kişi olmasına rağmen cemin yürütücülüğünü ise Zakir- Aşık yapar. Anadolu’nun 3 telli sazında dile getirilen coşkularda Anadolu Alevi-Bektaşi geleneğinin en önemli taşıyıcıları olan Dedeler, cemlerde ya da dost sohbetlerinde aşka düşüp beyit okuduklarında deyişlere eşlik eden telin namesi kutsaldır. Saz Anadolu’da yalnızca bir enstruman değil, âşık olanın tanığı ve hatta insanoğlu gibi aşka düşendir. Sanat olmaksızın duyarlık gelişmez, duyarlılık gelişmedikçe sanatın kalitesi yükselmez. Hatayi, Pir Sultan Abdal, Nesimi vb. hepsi sanatın doruklarına gelmiş insanlardır.
Zakir, zikr eden demektir. Cemler beyit, duaz, mihraçlama, tevhid, semah gibi inanca yönelik sözlerin ve ezgilerin icra edildiği yerlerdir. Cemlerde bu görevleri yapan kişi Anadolu’da yaygın olarak anlaşılan kişi zakir’dir, yani saz çalan kişidir. Ancak bazı bölgelerimizde örneğin; Malatya, Maraş, Sivas, Erzincan, Kayseri, Tunceli gibi il ve bunlara bağlı ilçe ve köylerde dede aynı zamanda saz çaldığı için zakirlik görevini de üstlenmektedir. Ancak genel olarak cemde saz çalan kişi zakirdir. Bu adlandırma bazen Anadolu’da yaşayan farklı boylarda da farklı isimler adı ile karşımıza çıkmaktadır. Çepni’lerde “Kanber”, Hubyar ve Sıraç’larda “Aşık”, Tahtacı’lar da ise “Sazandar” olarak isimlendirilmektedir. Farklı isimlerde de olsa amaç çaldıkları saz ile cemlerde görevlerini yerine getirirler. Zakir nerede ve ne zaman beyit, deyiş, mersiye, mihraçlama, semah ve tevhid çalacağını bilir ve ona göre posta oturan pir’e yardımcı olur. Böylece zakir cemde ilmin temsilcisidir. İlmin temsilcisi olduğu için, onun piri İmam Caferi Sadık’tır denilir.
“Alevi-Bektaşi toplumunda yaygın bir gelenek olan âşıklık geleneği de, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş kültürü ve düşünsel birikiminin ana damarlarından biridir ve kırsal alanda/köy toplumunda cem töreni gibi toplumsal yaşamın şekillenmesi açısından büyük önem taşıyan bir kurumun en temel unsurudur. Sazın ve sözün –ve de semahın- yer almadığı bir cem töreni düşünmek bir yana, söz konusu bile edilemez. Öyle ki törenin her evresinde “nefes”ler ve saz/bağlama devreye girer. “Telli Kuran” denilerek kutsanan saza, çalmaya ve söylemeye başlamadan önce niyaz edilir. O nedenle etkin ve saygılı bir yere sahip olan bu geleneğin taşıyıcısı durumundaki âşıklar, Alevi toplumunda büyük önem taşımaktadır”.
Cemde İcra Edilen Müzik Örnekleri
Zaman içinde ihtiyaçlarını, duygu ve düşüncelerini ifade edecek, toplumsal ilişkiyi şekillendirecek, sanatsal ürünleri de kendi yaşamlarına uygun, ihtiyaçları kadar ürünler yaratırlar. Bu yaratımlarda dil, edebiyat, giyim-kuşam, müzik, maddi ve manevi kültürel ürünler yaşadıkları bölgenin fiziksel koşulları ve yaşam şekillerine göredir.
Duygu ve düşüncelerini kendi ürettikleri sazlar ile ifade ederler. Ürettikleri bu sazlarda onların yaşayış biçimlerini, edebiyatını, dilini, yörenin müzikal özelliklerini, çalış ve söyleyiş biçimlerini görebiliriz.
Bu sürek de insan duyarlılığını en fazla geliştiren şey ise sanattır. Bunun en güzel örnekleri Anadolu’muzda bilge ozanlarımız olan Hatayi, Pir Sultan Abdal, Nesimi, Virani, Kul Himmet, Harabi v.b. ulu ozanlarımızın eserleri ile verilmiştir. Bunlar sanatlarının doruklarına ulaşmış ululardır. Bu uluların söylemleri cemlerimizde (Yerel olarak dillendirilen) Zakir, Âşık, Sazandar, Güvender dediğimiz hizmet sahiplerinin bağlaması ile buluştuğunda aklımızı kemale götürür ve insanları gönül sahibi kılar.
Anadolu Alevi-Bektaşi geleneğinin en önemli taşıyıcıları olan Dedeler ve özellikle de Zakirler (Malatya, Sivas, Maraş, Tunceli, Erzincan v.b. illerde) cemlerde ya da dost sohbetlerinde aşka düşüp beyit okuduklarında, beyitlere eşlik eden bağlamanın tellerinden yükselen sesler ve ezgiler kutsaldır. Bu kutsallıktan dolayı “Bağlama” telli kurandır. Bağlama Anadolu’da yalnızca bir enstruman değil, âşık olanın tanığı ve aşka düşendir.
Telli kuran cemlerimizin zakirlerce, âşıklarca, sazandarların ellerinden düşürmedikleri ve ellerine alacakları zaman dahi onu öperek alıp çaldıklarını, onunla cenazenin başında ayetler çalıp, söylediğimiz, kutsadığımız bir enstrumandır.
Tıpkı inanç dışı müzikte karşılaştığımız yörelerin çalış, söyleyiş, diyalekt ve tavır özellikleri, Zakir, Âşık, Sazandar, Güvenderin yaşadıkları bölgelerdeki çalış ve söyleyiş biçimi ile cemlerde de karşımıza çıkmakta, bu özellikleri ile kültürel zenginliği oluşturmaktadır. Bu zenginliği yaratan özellikler inancımızı ifade ettiğimiz muhabbetlerde, sohbetlerde yani arifler meclisinde de karşımıza çıkmaktadır.
Cem’lerde sorgu-görgü bittikten yani sohbet bittikten sonra âşık sazına niyaz eder ve kendi görevine başlar. Sohbet konusu ne ise onunla ilgili örneklemeler çalar ve söyler.(bkz:Ekler, Cem’ de İcra Edilen Müzik Notaları,s.199) Âşık’ın çalıp söylediği ezgide anlatılmak istenen konuyu âşık biliyor ise açıklar, bilmiyor ise dede açıklar. Anadolu’da her yörenin ve bölgelerin hatta köylerin bile farklı uygulamaları, farklı adlandırmalar ve örneklendirmeleri ile “Yol bir, sürek bin bir” uygulamalar zenginlik ifadesidir.
1. Sefalama
Cem başlayıp, bazı hizmet sahipleri hizmetini yapıp dededen dua aldıktan sonra Zakir görevine başlar. Anadolu’nun her yerinde olmasa da bazı yerlerde Zakir ceme sefalama ile başlar. Dedeye, mürşide ve cemde bulunan canlara hoş geldin anlamında söylenen deyişlere “sefalama” denir. Zakir, sefalamada ya usta malı ya da kendine ait olan şiiri yöresinin melodik yapısı ve çalıp-söyleme biçimi ile icra eder.(bkz. Örnek müzik-1, s.197)
2. Devriye
Cem ve muhabbetlerde Aleviliğin daha iyi kavranılması ve felsefenin daha iyi öğretilmesi amacıyla Devriyeler icra edilir. İnsanın Tanrı’dan ayrılmak kamil insan oluncaya dek sürdürdüğü seyre(dönüşümlere) Devr-i urûc denir. Bu seyri anlatan şiirlere ve yerel müziklerle anlatıma da Devriye denir.
3. Taşlama
Tanrı kavramını softadan ayrı bir şekilde düşünüp, değerlendiren onunla ilişkisinde şekiller, törenler ve anlamı bilinmeyen sözler yerine ona giden yolda riyasız yürümeyi, karanlıkta değil aydınlıkta olmayı, korkmayı değil sevmeyi, onun cennet meyvelerini ve vaatlerini değil kendisini isteyen ve ana dili ile seslenmeyi anlatan bir biçimdir. İnsana Tanrısal bir değer verir. Kâbe onun gönlü (yüreği) Mushaf (Kuran) onun yüzüve gerçek erin sözüdür. Bütün Tanrısal tecellileri insanda görür ve insan kutsaldır.
4. Duaz-ı İmam
Bazı illerde zakir kendine sıra geldiğinde duaz imam ile başlangıcı yapar. En az üç duaz imam söyler ve ardına deyişi bağlar. Cem’lerde mutlaka duaz imam çalınır ve söylenir. Yerel müzik kalıpları içerisinde belli uslupla seslendirilir. Duaz imam da on iki imamların adları geçer. İlla on iki imamın adının geçmesi de gerekmemektedir. “Başta Hz. Muhammed’in adı da geçer. Bazılarında İmam Mehdi’den sonra Hz. Hatice’nin, Hz. Fatma’nın, Pir Hacı bektaş Veli’nin adlarından sonra, şairin kendi mürşidinin adı geçer. On dört Ma’sum-u Pak ile On yedi Kemerbest’leri toptan ananlarda vardır”. (bkz. Örnek müzik-2, s.198)
5. Ayet (Deyiş)
“Alevi halkının en önemli özelliklerinden biri şiir ve müziğe yatkın oluşlarıdır. Aleviler arasında müzik ve şiir olanca gücüyle işlenmiştir. Bu bakımdan sarayda işlenen müziğe ve şiire karşı gerçek halk müziği ve şiiri aleviler arasında yaşamıştır. Türkçenin bozulmadan yaşamasına ve işlenmesine yardımcı olmuşlardır”. Alevi-Bektaşilerde sazlı-sözlü sohbet geleneğinin vaz geçilmez özelliklerindendir. Cemlerde sorgu-ikrar bitince artık müzik bölümü başlar. Bu bölümde artık Ayet-Deyiş çalınmaya başlar. “Ayet; Kur’an süreleri içindeki belirli parçalardan her biri. Alamet, belirti, delil, Allah’ın varlığına, kudretine delalet eden her şey. Bu son manada bütün varlık ayetler olarak kabul edilir. Şahıslar, yerler, devirler, olaylar, şeyler vs.”. Bazı yörelerde özellikle bir kuşak öncesi insanlar “Deyiş” yerine “Ayet” kelimesini kullanmaktadırlar. Burada çalınan saz kutsaldır ve “Telli Kuran” olarak adlandırılır.
“Muhabbetlerde âşık sazı çok kutsal ve değerlidir. Söylenirken Kur’an okunuyormuş gibi davranılarak, saygı ile dinlenilmesi gereken nefesler bu sazla okunur. Sazı çalan, saza hakaret ettirmez. Ozan, sazını niyaz ederek alır, niyaz ederek bırakır. Saz üzerine yazılmış, şiirlerde hep onun kutsallığı ve önemi anlatılmıştır”.Alevi-Bektaşi geleneğinde kutsal olarak çalınan saz ile kutsal şiirler müzik eşliğinde dillendirilir. Burada Aleviliğin, Bektaşiliğin yolu, yordamı anlatılır. Bireyin toplum içerisinde nasıl davranması gerektiğini, insanın erdemliliği ve insanı kâmil olabilmenin özellikleri anlatılır. “Tıpkı Tanrı’ya dua eden, yaşanan olayları kopuzuyla anlatan bir şaman gibi, Hak aşığı da bağlaması ile deyişlere ses vermiş, Tanrı’ya yalvarmış, yaşananları gelecek kuşaklara anlatmıştır. Kimi dizede ibadeti, kimi dizesinde de ideal insan ilişkilerini bulabiliriz. Bu özelliği ile deyişler tasavvufi niteliğine öğreticilik niteliğini de ekler. Yaşamdaki görgülerden, denemelerden edinilen bilgileri ve ondan çıkarılan dersleri anlatan, bu arada kimi zaman Tanrı’ya seslenen, kimi zaman kara bahttan, felekten, ölümden yakınan, yerine göre sadece görgüsünü yerine getiren bir anlatım söz konusudur”. Hatayi, Pir Sultan Abdal, Nesimi, Virani, Fuzili, Dertli, Derviş Muhammed, Seyrani, İbreti vd. gibi mutasavvıf ozanların şiirleri sıkça kullanılır ve bu ozanlar gelenekte kutsal bir yerleri vardır.
6. Miraçlama
Sözcük “1. Merdiven. 2. Göğe çıkma” anlamını taşımaktadır. İslamiyet’te Hazret-i Muhammed’in Kudüs’ten göklere yükselerek Tanrı katına çıkma olayını anlatmak için kullanılır. İkrar verip, nasip almada Hak yüzünü görme anlamında algılanır… Alevilik-Bektaşilik inancında ise miraç tansığı çok farklıdır. Onlara göre, Cebrail Hz. Muhammed’e Hakk’ın davetini bildirir ve O’na rehberlik eder. Semada önlerine bir aslan çıkar ve bir ses “Aslan senden bir nişan ister, yüzüğünü ver” der; Hz. Muhammed yüzüğünü aslanın ağzına atar, yoluna devam eder, bu arada içinden “Amcam oğlu Ali burada olsaydı bu aslanın hakkından gelirdi” diye düşünür. Sonunda Hz. Muhammed’e Hak tecelli eder ve Hakk’ın yüzünü görür, sessiz ve sözsüz olarak doksan bin sır söyleşirler. Hz. Muhammed miraç dönüşünde, Kırklar’ın sohbette cemde oldukları eve uğrar, içeri girmesine izin vermezler, birkaç kez gaybten uyarılar sonucu ancak “Yoksulların hizmetçisiyim” dediğinde buyur eder, içeri alırlar. Selmani Farisi dışarıda görevli olduğundan içeride 39 kişi vardır. Hz. Ali’nin yanında oturan Hz. Muhammed “sizler kimlersiniz” diye sorar, onlar da “Biz kırklarız, hepimiz bir gönül, bir cihetiz, birimiz ne ise varımız odur” derler. Hz. Muhammed kanıt (delil) isteyince Hz. Ali kolunu neşterle yaralar, hepsinin kolundan aynı anda kan akar, bir damla kanda çatıdan düşer, bu Selman’ın kanıdır. Daha sonra Selman elinde bir üzüm tanesi ile içeri girer. Hz. Muhammed’e “Ey yoksulların hizmetçisi bu üzüm tanesini bize pay et” der. Hz. Muhammed, o sırada Cebrai’in getirdiği nur tabakta üzüm tanesini ezerek şerbet yapar. Hepsi bu şerbetle sarhoş olur ve ayağa kalkıp “Ya Allah” diyerek semah dönmeye başlarlar”.
7. Pervaz
Semahlar en iki bölümlü olup, yurdumuzda ikiden fazla bölümlü olan semahlarda bulunmaktadır. Semahların bu bölümleri halk arasında farklı isimlendirme ile karşımıza çıkmaktadır. Ağırlama, Yeldirme, Pervaz, Çark v.b. isimler gibi. “Fiili olarak kanat açmak, uçmak anlamına gelir. Ayrıca uçan, uçucu anlamındadır”. Tokat’ta bölüm adlandırılmasının dışında evlenmemiş genç kızın tek başına döndüğü semah da bulunmakta ve bu semaha pervaz denilmektedir.
8. Gönüller Semahı
Yörelere has, kendi yerel bölgelere ait birçok değişik semah örnekleri bulunmaktadır. Miraç’lama veya Kırklar semahından sonra çalınıp, dönülen semahlar bir anlamda gönüller semahı olarak bilinmektedir. Gönüller semahı bir anlamda ceme yeni katılan gençlerin yolu öğrenmesi, burada çalınıp, söylenilen semahları öğrenmeleri için bilinen semahlardır. Tokat ve civarında gönüller semahı olarak bilinen bu semahlar; yaşlı-gençler tarafından dönülür. Burada çalınıp söylenilen bu semahlar tabi ki yerel özellikler kapsamında, kendine has çalıp, söyleme biçimindedir. “Gençleri semaha alıştırma semahı denilen Gençler ve Gönüller semahı öğretilir. Bu semahları öğrenen gençler, daha sonra ve zamanla büyük ve zor semahları öğrenir. Böylece cem ve muhabbet toplantılarında semah oynayabilir”.
Semaha kalkacak olan kişileri elinde asası olan ve gözcü (gözlekçi) olan kişi belirler. Yörede iyi semah dönen kişileri bildiğinden, semaha kalkanları da bu şekilde belirler. Semaha kalkan kişiler önce dedeye sonra da birbirlerine niyaz ederler. “Hubyar semahı diğer semahlar içerisinde oldukça coşkulu, hızlı bir ritme sahip bir semah olarak nitelendirilmektedir. Hubyar semahı Tokat semahı diye de adlandırılmakta ise de bu yanlıştır. Çünkü bu semah sadece Tokat bölgesinde değil, Sivas, Tokat, Amasya, Yozgat, Çorum bölgelerinde bulunan Hubyar sıraç toplulukları tarafından bilinmekte ve icra edilmektedir”.
9. Mersiye
Anadolu ve geniş bir coğrafyada yaşayan Türk kökenli toplumlarda ölen kişinin arkasından yakınları tarafından ağıtlar yakılır, ölen kişinin özellikleri bu ağıtlarda dile getirilir. Hatta Anadolu’nun Çanakkale’den başlayıp kıyı şeridinde devam eden ve Adana hatta Antep dolaylarında yaşayan Tahtacılar da daha da yoğun yaşanmaktadır. Ölüm olayı akşam gerçekleşmiş ise ölenin yakınları tarafından ölünün başında ağıt yakılır ve söylenir. Buradaki en önemli fark ise Tahtacı cemlerinde saz çalan sazandar ölünün başında bekler. Ağıt yakan ölünün yakınları yorulduğunda cemde çaldığı cura ile ölünün başında “Ölüm Nefesi” çalar ve söyler. Hem ölünün, hem de çalınan sazın, söylenilen şiirin kutsallığı ve önemi belirtilir.
“Alevi-Bektaşi’lerce Hicret’in 61. Yılının 10 Muharrem Cuma günü Hz. Ali’nin küçük oğlu, Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin ve yandaşlarının “Kerbela’da” şehit edilmesinden duyulan derin üzüntü ve acı “Matem” olarak algılanır. Mersiye özellikle İmam Hüseyin’in şehadeti hakkında yazılmış olan şiirlere denir”.
Alevi-Bektaşi cemlerinde semahlardan sonra sakka suyu dağıtılır. Sakka suyundan sonra ise cemde saz çalan kişi mutlaka mersiye okur. Bazen orada bulunan kişilerde toplu olarak mersiyenin sözlerine eşlik ederler. Hatta mersiye okunmadık cem olamaz. Özellikle de muharrem ayında mutlaka mersiyeler okunur ve seslendirilir.
10. Tevhid
Tevhid sözcüğü Vahid’den gelmektedir. Bir şeyi birlemek için farklılıkların olması gerekmektedir. Farklılıkların en asgarisi ikiliktir. Buradaki amaç ise ikiyi bir etmektir. Görünüşte iki olanın hakikatte bir olması, hakikat gözüyle görünmesi demektir. Çokluk âlemine bakıp, Vahdet’i görmek, arif olma demektir.
Sevgi ve muhabbetle farklılığın farklılıklarını, bir arada olunmayı, sohbeti anlayarak birliğe girip tevhid olmayı kavramaktır. Tevhid her zaman yapılan cemlerde değil, özellikle Hıdırellez cemlerinde okunur.
Geleneğin aktarımı ve Zakirlik
Sözlü gelenek; insanların duygu ve düşüncelerini, yaşadıkları olayları, sevinç, üzüntü inanç yani doğum öncesi ve Hakk’a yürüme sonrasına kadar olan yaratılar anlatılır. İşte bu anlatıma sözlü aktarım denir. Sözlü aktarımda dil önemlidir. Çünkü iletişimin temelidir. İletişim esasına dayanan ve insanların yazı, matbaa, elektronik araç gibi, sözlü ve bunların anlamlarını her hangi bir şekilde bir mekana bağlayan, teknolojiler kullanılmaksızın yüz yüze ve ses sese doğal olarak iletişim kurdukları ortama sözlü ortam denmektedir.
Sözlü kültür ortamında belleği güçlendiren ve sözlü kültürde üretilen bir düşünceyi hatırlanabilir kılan bir başka unsur ise düşüncenin değeri, veya bunların antitezleriyle akışının ona kazandırdığı ritim, kelimelerdeki ünlü, ünsüz uyumu gibi ses özellikleriyle beslenişidir. Ayrıca müzik eşliğinde icra ile zenginleştirilip ve hatırlana bilirliğidir.
Sözlü geleneğin yazıya aktarımı cönk, mecmualar ve el yazmalar ile oluşmuş, bu geleneğin yazıya aktarımı 19.y.y. dan itibaren başlamıştır.
Halk müziği ağırlık olarak koşma tarzı şiirlerdedir. Aşıklar koşmaları her yöreye göre değişen özel ezgilerle okurlar. Bu okudukları hava, ezgi şiirde anlatılan temaya göre adlandırılır.
Aşıkların eserleri birbirinden ayrılması şiir ve müzikten dolayıdır. Usta aşıklar halk ezgi mirasını yeni ezgilerle, eski ezgiler üzerine yaptıkları çeşitlemelerle özgün ton, makam, hava, dizilerle zenginleştirmektedirler.
Alevi – Bektaşi kültürünün bu güne kadar yaşatılmasında sözlü kültürün çok önemi vardır. İnancın taşınmasında en büyük etken ve görevlilerden birisi Hakk Aşığı dediğimiz " Cem Aşığı, Zakir’liktir. Hakk aşıkları yaratımlarını cem ve muhabbetlerde üretmişlerdir. Cem teolojik, sosyal, hukuksal, kültürel, edebi, sanatsal birikimleri içeren bir ritüeldir.
Kuran’ın özü, aşığın sözü kutsal olarak adlandırılan «Telli Kuran» ile günümüze kadar gelmiştir.
Kutsal sayılmalarındaki etken; Alevi ilke ve öğretilerinin aşıkların sazında, sözünde ifade ediliyor olması ve bu nedenle de yol mensupları tarafından kutsiyet ifadesine büründürülmüştür.
Yarım asır öncesine kadar yalnızca inanca sahip insanların katılabildiği, geleneksel erkan içerisinde Zakir’in asıl icra ortamı her zaman cem ritüelleri olmuş, yaratımları ve icraları bu ortamlarda şekillenmiştir.
Dedelik hizmetinden sonra en önemli hizmet olan zakirlik, cemin gerçekleştirilmesinde dededen sonra en önemli ve gerekli hizmettir.
Dede cemi yönetir, Zakir ise yürütür. Tüm yük zakir’dedir. Bu güne kadar yapılan çalışmalarda gelenek içerisinde şiirlerin üretildiği, icra edildiği ve sadece metin olarak incelendiği görülür.
Cemler Zakir ve aşıkların yetiştikleri başlıca ortamlardır. Ozanlık geleneğinde olduğu gibi Aşıklık geleneğindeki usta-çırak çerçevesi içerisinde; aşık kahvehaneleri, toplantıları ve aşık meclislerinin üstlendiği görevi, zakirlik geleneğinde cem ritüelleri ve muhabbet meclislerinin olduğunu söylemek gerekir.
İki gelenek arasında görülen farklılıkların başında yaratım ve icra ortamı farklılığı, üretilen şiirlerin içerik, yapı ve işlevsel özellikleridir.
Aşıklık geleneğinde olduğu gibi zakirlik eğitiminde de usta-çırak eğitimi etkili bir yöntem olmuştur.
Yeni yetişen zakir adayları da bu ortamda yaratılan ve icra hususiyetlerinin hizmetlerle ilişkisini bizzat görerek ve yaşayarak öğrenirler.
Eğitimlerinin başında usta malı okuyan, ustalaşmaya ve ustasından el aldıktan sonra kendi yaratımları ile de yola katkıda bulunurlar. Söyledikleri her söz ve sazları kutsaldır.
Telli kuran olarak adlandırdıkları bağlama eşliğinde (12 perdeli) kelamlar Nutuk, Nefes, Ayet, Beyit’tir. Bu söylenilen kelamlar dil kalemleri ile gönüllere yazılıp, anlamlarını hiçbir zaman kaybetmezler.
Aslında iki hizmette köken itibarı ile geçmiş yıllarda tek bir icracı tarafından gerçekleştirilmekteydi.
Zakir kelimesinin dışında Aşık, Sazandar, Kamber, Güvende gibi adlandırmalar ise farklı yöreler ve ocaklarda kullanılmaktadır.
Yaklaşık olarak son 50-60 yıllardan bu yana erkânların yapılmaması ya da özdeki gibi olmaması nedeniyle aşık yaratılarında da değişiklikler olmuştur.
Daha önce Cemde icra edilen her hangi bir aşığa ait bir hizmet, Beyit, Devriye, Şathiye, Duaz imam, Semah, Tevhit ya da Mersiye sonraki y.yıllarda bazı ocaklarda yerini başka bir zakir aşığın yaratımı olan yeni bir hizmet Duaz imam, Semah, Tevhit ya da Mersiyeye bıraktığını görmekteyiz.
Sözlü gelenekte kuşaktan kuşağa aktarılan zakirlik geleneği 50’li yıllardan sonra bir çok etkene bağlı olarak önemli değişimlere uğramıştır.
Kentli yaşam tarzına geçiş Aleviliğin dolayısıyla da yaratımlarının da etkilenmesine sebep olmuştur.
Kentli yaşam tarzına geçiş alevi topluluklarının inanç yapısının temel taşı olan dede-Talip bağı üzerine kurulu olan ocak sistemini temelden sarsmış ve bu geleneksel yapının sürdürülebilirliğini tehdit etmeye başlamıştır. Bu tehditten en çok da Dedelik ve Zakirlik hizmeti etkilenmiştir.
Sosyal yaşam üzerinde büyük etkisi olan Dedelik ve Zakirlik gelenekleri icra ortamını yitirmiş değişen ve yeni oluşan şartlar içerisinde yeni bir icra ortamına sürüklenmeye başlanmıştır.
Alevi olmanın ve Alevi inanç sistemine ait törenlere katılabilmenin ön koşulu ve olmazsa olmazı «İkrar cemi», «Musahip ve Görgü» cemleridir.
Kentli yaşam ortamlarında ise yapılan cemlerde;
• İkrar tazelememek
• Yola giriş erkanlarının icra edilmemesi
• Alevi olabilmek için ön koşul olma niteliği taşımayan
• Ocaklara göre farklılıkların gösterilmemesi nedeniyle cemler teatral olarak çeşitli alevi sivil toplum kuruluşları ve şehir cem evleri çatısı altında gerçekleşmeye başlamıştır.
50’li yılların getirdiği siyasi ve ideolojik akımları uzun yıllar tecrübe etmiş ve büyük çoğunluğu eğitimli olan Alevi inancına sahip kişiler 1980 ve sonralarında kurulmaya başlayan Alevi sivil toplum kuruluşlarının yönetimlerinde görev almaya yada bu kuruluşlara bağlı cem evlerinde Dedelik ve Zakirlik gibi inanç açısından önemli kurumların temsilcisi olmaya başlamışlardır.
Alevi sivil toplum kuruluşlarının yönetiminde bulunan bu kişilerin ideolojik ve siyasi dünya görüşlerine göre cem ritüelleri de geleneksel dokudan ayrılıp farklı mecralara çekilmiş, erkanlara kişisel müdahalelerde bulunulmuştur.
Kentlerde oluşan bu yeni yapılanmalar geleneksel erkana inanç dışından güncelleme adına yaptıkları müdahaleler her geçen gün yapının daha da bozulmasına yol açmıştır.
Cem evlerinde bağlama ve Semah eğitim adı altında amatörce kurslar yapılıp, buralardan yetişenler Zakir postuna oturtulup, bu hizmeti yapmaları istenmiştir. Aslında bu kursların zakirlik geleneğinin aktarımından ziyade bir müzik aleti çalmayı öğrenme amacına hizmet etmekten öteye geçmemiştir.
Bu değişim yalnızca zakirlik hizmetinde değil, cem içerisinde gerçekleştirilen hizmetlerden görsel ve işitsel yönü ön plana çıkan semah hizmeti içinde söz konusu olmuştur.
Zakirlik ile birlikte semah hizmetinin de yeni icra ortamına bağlı olarak sürekli inanç içerisinden yada dışından kimselere çeşitli nedenlerle koreografi olarak sunulmasıyla işlevsel özellikleri radikal değişikliklere uğramıştır.
Kutsal olan Semahlar ekip mantığı ile eğitilmiş ve kutsiyetinden uzaklaştırılmıştır.
Yine son yarım asırlık süre içerisinde geleneğe ait olan ve eserleri popüler kültürlere uyarlayan çok sayıda Alevi saz ve ses sanatçısı müzik piyasasına girmiş ve buralarda yer edinmişlerdir.
Bu durum geleneksel yapıya aşinalığı olan aşık, zakirleri de etkilemiş, onlarında üretkenlik ve aktardıkları manzum metinlerin konularını ve kendi ürettikleri şiirler üzerinden istedikleri mesajları bu yeni ortama göre şekillendirmeye başlamışlardır.
Nihayet cemlerde icra edilen manzum metinlerde ilk olarak Alevi aşık, zakirler tarafından plak ve albümlere okunmaya başlanmıştır.
İcra edildiği cem ortamlarında, muhabbetlerde anlam bulan ve kutsallaşmış söz, Hakk kelamı ya da Ayet olmaktan çıkmış, gelişi güzel ezgili bir şiir metnine dönüşmüştür.
Birde son yıllarda bir bölgeye ait söyleme ve icra şekli olan Kelamlar, semahlar Anadolu ve Ülke dışındaki cem evlerinde öğretilmeye ve dinamik olan bu yapının tek tipleştirilerek statik bir yapıya dönüştürüldüğü görülmektedir.
Bütün bunlara ve olumsuzluklara rağmen günümüzde halen geleneksel erkana bağlı az sayıda da olsa yöre ve ocakların olması, Zakirliğin geleneksel icra ortamında yaratım ve aktarım hakkında doğrudan bilgi sahibi olmamız açısından önemli bir şanstır.
Son bir şans olan bu yapının bilimsel olarak tespiti yapılıp, gelecek kuşaklara yazılı ve görsel olarak bırakmak da hepimizin görevidir.
Aşk ile.